Fosil yakıt üretiminin çevreye bedeli her geçen gün daha ağır hissediliyor. İklim krizi derinleşirken, doğa ve toprak hızla tükeniyor; biyolojik çeşitlilik geri dönülmez biçimde yok oluyor. Bu tabloyu küresel ölçekte izleyen ve değerlendiren ana kurum ise Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP). Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren UNEP, iklim değişikliği, doğa ve toprak kaybı, biyolojik çeşitliliğin yok oluşu ile kirlilik ve atık krizini birlikte ele alarak dünyanın karşı karşıya olduğu “üçlü gezegen krizi”ne dikkat çekiyor. Birleşmiş Milletler’in çevre alanındaki en kapsamlı bilimsel değerlendirmelerinden biri olan Küresel Çevre Görünümü çalışmaları da bu çerçevede hazırlanıyor. Birleşmiş Milletler’in 9 Aralık 2025’te yayımladığı Küresel Çevre Görünümü 7(Global Envronment Outlook – GEO) raporu, 82 ülkeden 287 farklı disiplinden bilim insanının ve dünya genelinden 800’den fazla hakemden gelen katkılarla zenginleştirilerek hazırlandı. Rapor, bugüne kadar yapılmış en kapsamlı küresel çevre değerlendirmesi olarak, sürdürülemez gıda üretimi ve fosil yakıt kullanımının dünyaya her saat yaklaşık 5 milyar dolarlık çevresel zarar verdiğini ortaya koyuyor. 1100 sayfalık yeni GEO raporu, politika yapıcılar için kapsamlı bir çerçeve sunsa da fosil yakıtlar, plastikler ve beslenme alışkanlıklarına ilişkin tartışmalı başlıklar nedeniyle bu yıl ülkeler arasında tam bir uzlaşı sağlanamadı. Raporda, küresel iklim krizi, doğanın yok edilmesi ve çevre kirliliğinin artık yalnızca çevresel krizler olarak tanımlanamayacağı vurgulanıyor. Ayrıca küresel iklim krizinin, ekonomi, gıda ve su güvenliğini zayıflattığı, insan sağlığını tehdit ettiği ve bu etkilerin bir ulusal güvenlik meselesine dönüştüğü belirtilirken, iklim krizinin dünyanın birçok bölgesinde çatışmaları da tetiklediğine dikkat çekiliyor. Raporda, artan nüfus ve büyüyen gıda ile enerji ihtiyacının çevresel krizleri daha da artırdığı, bu ihtiyaçların çoğunlukla dünyayı kirleten ve doğayı yok eden yöntemlerle yapıldığına işaret ediliyor. Uzmanlar, sürdürülebilir bir geleceğin hâlâ mümkün olduğunu, bunun ancak kararlı ve geciktirilmeyen adımlarla sağlanabileceğini vurguluyor. Rapora göre istikrarlı bir iklime, sağlıklı bir doğaya ve kirlilikten arınmış bir gezegene yapılacak yatırımlar, önümüzdeki on yıllarda küresel ekonomiye her yıl trilyonlarca dolarlık ek gelir sağlayabilir ve milyonlarca erken ölümü önleyebilir, yüz milyonlarca insanı açlık ile yoksulluktan kurtarabilir. Buna karşılık mevcut kalkınma anlayışının sürdürülmesi, felaket boyutlarında iklim değişikliğini, doğa ve biyolojik çeşitlilik kaybını, toprakların bozulmasını, çölleşmeyi ve kalıcı, ölümcül kirliliği derinleştirecektir. Bunun bedeli ise insanlar, gezegen ve ekonomiler için son derece ağır olacaktır.
Rapora göre en büyük sorunlardan biri, kömür, petrol ve gazın yakılmasının yanı sıra endüstriyel tarımın yol açtığı doğa tahribatı ve kirlilik. Bu iki başlığın birlikte küresel ölçekte her yıl yaklaşık 45 trilyon dolarlık çevresel zarara neden olduğu belirtiliyor. En büyük maliyet 20 trilyon dolarla gıda sisteminden kaynaklanırken, ulaştırmanın yol açtığı zarar 13 trilyon doları, fosil yakıtla çalışan elektrik üretiminin bedeli ise 12 trilyon doları buluyor. Raporda eleştirilen endüstriyel tarım modeli; yoğun kimyasal gübre ve pestisit kullanımı, büyük ölçekli hayvancılık yoluyla toprağı, suyu ve biyolojik çeşitliliği hızla tahrip ediyor. Bu üretim anlayışı, bir yandan sera gazı salımlarını artırırken diğer yandan ekosistemleri geri dönülmesi zor bir baskı altına sokuyor. Rapora göre fosil yakıtlar, gıda ve madencilik gibi çevreyi kirleten sektörler her yıl yaklaşık 1,5 trilyon dolarla kamudan destekleniyor. Bu desteklerin kaldırılması ya da yeniden düzenlenmesi hâlinde, dünya genelinde atmosfere salınan sera gazlarının—yani iklim krizini derinleştiren küresel emisyonların—üçte bir oranında azaltılması mümkün.
Çalışmanın ortaya koyduğu bulgular, dünyanın, mevcut gidişatın dışında daha iyi bir yol izleyebileceğini gösteriyor. Bu yol, ekonomiden enerjiye, gıdadan çevreye kadar tüm temel sistemlerin birlikte dönüştürülmesini, toplumun ve kamu otoritelerinin bu sürece kapsayıcı biçimde dâhil edilmesini zorunlu kılıyor. Uzmanlar, bu dönüşümün yerel bilgiye ve yerel deneyime saygı duyan sosyal, kültürel ve davranışsal değişimlerle desteklenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Başlangıçta bazı maliyetler olsa da rapor, asıl ağır bedelin hareketsizlikten kaynaklanacağını vurguluyor. Dönüşümün uzun vadeli ekonomik getirisi ise açık! Küresel ölçekte faydaların 2050’li yıllarda görünür hâle gelmesi, 2070’e gelindiğinde ise yıllık 20 trilyon dolara ulaşması ve sonrasında artarak devam etmesi bekleniyor. Rapor, küresel çevre krizinin aciliyetine dikkat çekerek tüm aktörleri ortak hareket etmeye çağırıyor; daha iyi bir gelecek için politikaların, stratejilerin ve eylemlerin birlikte hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Artık net bir şekilde görülüyor ki; fosil yakıtlara verilen kamu destekleri, sorunu çözmek yerine büyütüyor. Bu destekler, çevresel yıkımın maliyetini azaltmak bir yana, faturayı gelecek kuşaklara ödetiyor. Oysa bu kaynakların temiz enerjiye ve sürdürülebilir üretim modellerine yönlendirilmesi, hem çevre hem de toplum için daha güvenli ve adil bir gelecek anlamına geliyor. Küresel çevreye ilişkin bugüne kadar yapılmış en kapsamlı değerlendirme, istikrarlı bir iklime, sağlıklı doğaya ve toprağa, kirlilikten arındırılmış bir gezegene yatırım yapmanın güçlü bir ekonomik ve toplumsal karşılığı olduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre bu yöndeki yatırımlar, ülkelerin toplam ekonomik büyüklüğünü ifade eden Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’yı (GSYİH) trilyonlarca dolar artırabilir, milyonlarca ölümü önleyebilir ve yüz milyonlarca insanı yoksulluk ve açlıktan kurtarabilir. Bulgular kaygı verici olsa da rapor net bir mesaj veriyor; Zamanında harekete geçilirse, çevresel yıkım kader değil. İnsanlık doğru adımlarla daha iyi bir geleceği hâlâ inşa edebilir.
Sibel Dağdelen