2024 yılı içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) gündemine iklim kanununun gelmesi bekleniyor. Ancak iklim kanunu taslağı ile ilgili yetkili mercilerden yapılmış açıklama olmadığından, kamuoyunun taslağın son hali hakkında bilgisi yeterli değil. Bu nedenle taslakta, iklim değişikliği ile mücadelede izlenecek politikaların çerçevesi, kanunun içeriği ve detayları belirsizliğini korumaya devam ediyor. Taslak metine, Batı Akdeniz İhracatçılar Birliği sitesinden ulaşılabilir. Konunun uzmanları, iklim kanunu taslağı ile ilgili güçlü bir kanunun sahip olması gereken önemli unsurların eksik olduğunu söylemektedir.
Peki 2024 yılı içerisinde görüşülmesi beklenen iklim kanunu taslağı nasıl olmalı? İklim kanunu taslağıyla ilgili görüşlerini açıklayan Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hayvan ve Doğa Hukuku Laboratuvarı Kurucu Direktörü Dr. Serkan Köybaşı’nın değerlendirmeleri ise şu şekildedir.
• İklim Kanun Taslağında Azaltım Hedefi Yok, Belirsizlikler Var.
Öncelikle ortada bir belirsizlik olduğunu söyleyerek başlamak lazım. Ortada dönen bir iklim kanunu tasarısı var, fakat resmi bir sayfadan ulaşılabilir değil. Şu anda internetten ulaşılabilen taslağa baktığımız zaman, bunun göstermelik bir iklim kanunu olduğunu söylemek mümkün. Her şeyden önce, iklim kanunu taslağında herhangi bir azaltım hedefi yok. Hangi tarihe kadar ne kadarlık azaltım yapılacağı, 2053’te net sıfıra ulaşmanın hedeflenip hedeflenmediği bilgisi, kanunda yok. Anladığım kadarıyla bunların hepsi yürütmenin metinlerinde var; ancak aslında kanunda olması gerekir. Baktığımızda, iklim değişikliği ile ilgili en önemli terimlerin farkında olunduğunu ve kanuna serpiştirildiğini görüyoruz. Mesela taslağın ikinci maddesinde kırılgan gruplardan bahsediliyor ya da bir kanunda rastlamaya alışık olmadığımız, ‘‘kimsenin geride bırakılmayacağına” dair ifadeler var. Yeşil iş olanaklarının sağlanacağından bahsediliyor. Yani iklim değişikliği ile ilgili terimler konusunda bir farkındalık var, bu ifadeler kanuna yerleştirilmiş ama içleri boş. Kanunda, kırılgan gruplardan ismen bahsediliyor ancak kimlerin kırılgan gruplar olduğu yazılmamış. Kadınların, yaşlıların, dilsel, dinsel veya cinsel azınlıkların hiçbirinin adı dahi geçmiyor. “Kırılgan gruplar öncelikli olacak şekilde iklimle mücadele edilir” diye bir ifade var; ancak ne demek olduğu belirsiz. Bunun kanunla düzenlenmesi gerekiyor ki, ileride iktidara gelecek hükümetler bunu istediği gibi algılayamasın. Bunun dışında kanun, bütün bakanlıklara, yerel yönetimlere, belediyelere görevler veriyor fakat bu emirlerin nasıl takip edileceği belli değil. Bu emirlerin yerine getirilip getirilmediğinin ne şekilde denetleneceği belli değil. Üstüne üstlük, bu emirlerin yerine getirilmesi için gerekli finansmanın nasıl sağlanacağı da belirsiz. Burada bir samimiyetsizlik söz konusu: “Biz bunu kanun olarak yapıyoruz; yurtdışına Türkiye’de bir kanun olduğunu söyleyeceğiz, ama onlar zaten içeriğinin pek farkında olmayacaklar” Böyle bir bakış açısı var.
• Kanun Taslağı, İklimi Değil, AB İle Ticareti Korumayı Hedefliyor.
Paris Anlaşması’nı imzalayan ülkelerin bazılarında bir iklim kanunu çıktı ve çıkması da gerekir çünkü iklim değişikliği ile mücadele, yani azaltım ve uyum süreçleri kapsamında bazı haklar sınırlanıyor ve düzenleniyor. İklim değişikliği ile mücadele haklarla ilişkin olduğundan, haklar da ancak kanunlarla düzenlenebildiği için bu mücadelenin mutlaka kanunla yapılması gerekir.
Türkiye’de basına yansıyan taslak metin 17 sayfadan oluşuyor. İlk 10 sayfada büyük kelimeler, büyük cümleler var; ancak azaltım hedefi doğrultusunda hiçbir sayı, hiçbir tarih verilmeden, herkese içeriği belli olmayan görevler verilmiş. Bunların içeriğinin belirlenmesi yürütmeye bırakılamaz çünkü kanunun amacı zaten yürütmeyi çerçevelendirmek. Bunların hiçbiri yok. “Soyut” diyebileceğimiz, ayrıntıya inmeyen bir kanun taslağı var. Ancak 10. sayfadan sonra oldukça ayrıntılı bir bölüm geliyor, o da emisyon ticaret sistemine ilişkin. Anlıyoruz ki bu kanun, aslında iklim kanunu filan değil. AB’nin, kendisiyle ticaret yapan tüm ülkeleri zorunlu tutacağı Yeşil Mutabakat sisteminin dışında kalmamak ve ticaretin aynen devam edebilmesi için öngörülmüş bir kanun taslağı.
• İklim Değişikliği İle Mücadelede Kanunun Çerçevesi Belirsiz Değil, Uzun Yıllara Yayılan, Somut, Düzenleyici, Netlikle Çizilmelidir.
‘‘Karşılaştırmak gerekirse, örneğin Almanya Anayasa Mahkemesi, Neubauer kararı ile bu konuda çok net kriterler belirledi. Dedi ki, ‘kanunda mutlaka çerçeveyi çizmelisin; emisyon azaltımı için normatif çerçevenin ötesinde, izlenecek politikaları dahi kanunda göstermelisin; hatta 2030’dan sonraki politikaları belirleyecek ayrıntıları dahi yazmalısın.’ Meclis’te kanun yapılırken çerçevenin iyi çizilmesi gerekiyor ki yürütme ona göre iklim değişikliği ile mücadele edebilsin ve etme yükümlülüğünün de altına girsin. Burada ikisi de önemli. Mücadele ederken sınırlar aşılmamalı ve insanlar, hangi haklarının ne şekilde sınırlanabileceğini bilmeliler. İkinci olarak hükümetler, ileri tarihli bir iklim değişikliği için azaltım yapmaya çalışırken oy kaybetmekten korkuyorlar. Bu nedenle parlamentonun iklim kanununda, ilerideki hükümetleri de bağlayacak bir çerçeve çizmesi gerekir. Dolayısıyla kısa erimli ve belirsiz değil, uzun yıllara yayılan, somut, düzenleyici bir işlem olmalı kanun.”
• Taslak Bu haliyle Kanunlaşırsa, AYM’ye Başvurulması Durumunda İptal Edilme Olasılığı Var.
“Taslakta yer alan 3. Madde’nin 5. Fıkrası, Türkiye’deki bütün herkesi, iklim değişikliği ile ilgili yapılacak tüm eylemleri ve hatta bu kapsamda hareket edecek gerçek ve tüzel kişilerin bütün projelerini desteklemek ile yükümlü tutuyor. Daha açık ifade edeyim; ‘ben veya görevlendirdiğim bir kişi veya kurum, iklim değişikliği ile mücadele adı altında herhangi bir şey yapıyorsa, siz, gerçek kişi de olsanız tüzel kişi de olsanız bu projeleri desteklemekle yükümlüsün’ deniyor.
• Nükleer Santrallerin Durumu
Eğer Bakanlık, ‘nükleer santralleri iklim değişikliği ile mücadele için yapıyorum,’ derse, o zaman artık nükleer santrallere karşı gelemem. Veya bir yere bir baraj yapılmak isteniyor ama tarihi eserleri, bir kültürü veya bir köyü yok edecek; artık karşı çıkamıyoruz. Bu inanılmaz otoriter bir yaklaşım.” Desteklemekle yükümlü olmak” gerçekten ancak Kuzey Kore’de görebileceğimiz bir şey.
İklim kanun taslağı 2024 yılında görüşülmesi beklenirken, TBMM taslağı bu haliyle onaylamamalıdır. Taslak küresel iklim değişikliğine karşı Türkiye’nin karbon azaltım hedefleri yerine, AB ile ticaret sistemini koruyan karbon yasasıdır. Taslakta asıl; sel, heyelan, erozyon gibi doğa felaketlerin artması, yeryüzü ve atmosferin ısınmasıyla beraber denizler ve okyanusların ısınması sonucunda canlı türlerinin sayısının azaltması, su havzalarının kapasitelerinin ve rezervlerinin azalması, aşırı sıcaklıklar sonucu çölleşmenin yaşanması, orman yangınları, orman sahalarının yok edilmesi, buzulların erimesi, salgın hastalıklar ve insan sağlığının bozulması, canlıların kalıtsal yapılarının değişmesi, kasırga, hortum ve yıldırım gibi atmosfer felaketleri, asit yağmurları, iklim değişikliği nedeniyle yaşanan yer değiştirmeler, denetimsiz maden sahalarının oluşturduğu çevre felaketleri, gıda sorunu gibi daha sıralanacak bir çok küresel çevre sorunları görmezden gelinmektedir. Yine taslakta küresel felaketlerden en çok etkilenen yoksul toplulukların, çocukların, kadınların yazılmaması da büyük bir eksiklik oluşturmaktadır. Bu nedenle iklim kanun taslağı, kapsayıcı ve belirli olacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.
Sibel Dağdelen